
Türkiye'de protestolar ve devlet şiddeti: 2006'dan 2025'e değişmeyen yöntemler
2006'dan 2025'e: Değişmeyen Baskı Politikaları
Türkiye'de protesto hareketleri ve devletin bu hareketlere yaklaşımı, 2006'dan 2025'e kadar benzer yöntemlerle devam ediyor. 2006 Diyarbakır olayları, devletin protestolara karşı sert müdahalesinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı. Cenaze törenleri sırasında yaşanan gerilimler, polis müdahalesi ve ardından gelen şiddet dalgası, 13 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Bu süreçte, "Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır" ifadesi, devletin tavrını net bir şekilde ortaya koydu.
2025 İstanbul Protestoları: Yine Aynı Senaryo
2025 yılına gelindiğinde, İstanbul'da başlayan tutuklama dalgası ve Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması, yeni bir protesto sürecini tetikledi. Üniversite öğrencileri ve çeşitli kesimler, sokaklara çıkarak hükümetin baskıcı politikalarını protesto etti. Tıpkı 2006'da olduğu gibi, devletin protestolara yaklaşımı şu unsurları içeriyordu:
- Protestoları itibarsızlaştırma çabaları
- Medya üzerinden sansür ve manipülasyon
- Açık şiddet ve gözaltı dalgaları
- Yargının devlet lehine kullanılması
Toplumsal Tepkinin Kökenleri ve Gelecek
Hem 2006 hem de 2025 sürecinde, protestoların temelinde "Bu halka haksızlık yapılıyor" düşüncesi yatıyor. Eğitimden tarıma, hukuktan medyaya kadar pek çok alanda hissedilen adaletsizlikler, toplumsal tepkinin ana kaynağını oluşturuyor. Uzmanlar, devletin protestolara karşı şiddet kullanmasının uzun vadede meşruiyetini zayıflattığını belirtiyor. Edgar Morin'in de dediği gibi, "Kendini gözlemlemeden, geçerli bir gözlem olmaz."
Bugün yaşananlar, 2006'da atılan adımların bir devamı niteliğinde. Eğer devlet, toplumsal hareketlere karşı aynı baskıcı yöntemleri kullanmaya devam ederse, bu durumun ülkenin demokratik geleceği açısından ciddi sonuçları olabilir. Tarih, şiddetle bastırılmaya çalışılan hak arayışlarının uzun vadede daha büyük dalgalara dönüştüğünü gösteriyor.












